Parçalanma ve hayal gücü

author

BÜLENT SANATKÂR

[email protected]

2021.11.24 09:16

Bu yazıyı yazarken döviz kuru yükselmeye devam ediyordu. Ekonomistler birbirinden karamsar senaryolarını öfke ve üzüntüyle dile getiriyorlardı. İktidar tarafından yıllar yılı, öylesine derin bir ümidini yitirme yaratılmıştı ama… 2020 Eylül’ünde genç denebilecek bir yaşta yitirdiğimiz antropolog David Graeber, şöyle yazmıştı ‘Aksine Devrimler’ kitabında: “Umutsuzluk doğal bir hâl değil. Üretilmesi lüzum. İçinde bulunduğumuz durumu iyi anlamak istiyorsak önce son otuz yılın, umutsuzluğun yaratılması ve sürdürülmesi için devasa bir bürok¬ratik aygıtın yapı edilişine şahit olduğunu anlamamız gerekiyor.” Graeber, bu tespiti ABD için yapıyor, Türkiye için de pekâlâ söylenebilir. Küreselleşme karşıtı hareketlerin ortaya çıkışından itibaren popülist liderler ve politikaların bütün dünyada bambaşka şekillerde daha enerjik bir şekilde ortaya çıkışı, tesadüf olmasa gerek.

***

Sözü David Graeber’e getirmişken, onun bir başka kitabı ‘Kuralların Ütopyası’nda dile getirdiği hayal kırıklığı meselesini ve Cristopher Nolan’ın ‘Batman’ üçlemesini ele aldığı yazısını anmakta avantaj var. Freudyen bir yaklaşımla süper kahraman filmlerinin karşılıklı özelliklerinden bahsettiği yerler ve siyasi çıkarımları pek güzeldi. Lakin o kitapta altını çizdiği şey şuydu: 70’lerde, 80’lerde, 90’larda doğan çocuklar, sistem ve kültür göre aldatılmışlardı. Bu kuşaklar, dünyanın adil bir yer olduğu ya da olacağı, iyilerin veya çalışkanların mutlaka kazanacağı vaadiyle büyütülmüştü. Lakin karşılaştıkları gerçeklik hiç de böylece olmadı, vatan veya insan sevgisini yüceltenler darbelerle çok ağır bir biçimde cezalandırıldı, doğru ve ahlaklı olanlar sürekli kaybettiler, yalancılar ve işini bilenlerin önü her zaman açıldı, liyakatın fazla da önemli olmadığı, insanların tuttuğu tarafa, dahil olduğu dinî veya siyasi cemaate kadar ayrıcalıklı ya da dezavantajlı olduğu bir sistemin içinde buldu herkes kendisini. David Graeber, bu durumu, “kafamız karıştı, öfkeliyiz, ama aynı zamanda kendi öfkemizden hastalık duyuyoruz, her şeyden önce büyüklerimize inanacak dek aptal olduğumuz için utanıyoruz” diye betimleme ediyor.

***

Yazılarımda bahsettiğim toplumsal arma ve değerlerin çözülüşü ve bunun psikolojik etkileri, tam da bu utançla birlikte yaşanıyor. Z kuşağı denilen kuşağı diğer kuşaklardan ayıran ayrım da burada, onlar böyle bir aldatılma yaşamadılar, şimdiki iktidarın kucağına, yani ilk elden umutsuzluğun içine doğdular. Bu kuşağın yaşadığı sorun da bu umutsuzluğun neden olduğu parçalanmayla ilgili. Yalnızca teknolojik gelişmeler, her şeyin dijitalleşmesi veya sosyal medyanın etkisiyle kitap okumaktan uzak duruyor değiller; kitap okumak, bilginin, erdemin, gelecek tahayyüllerinin ve siyasetin önemine inanmakla, kısacası ümit verici olmakla ilgili bir eylem, geleceğe inanmakla… Türlü facia senaryolarının, iklim krizinin, ekonomik krizin, salgın ve hastalıkların tehdit ettiği ve hiçbir kuruma güvenilmeyen, millet arasındaki bağın ve güvenin hasar gördüğü distopik bir psikosferde, ânı yaşamak daha önemli hâle geldi.

David Graeber, şiddet kullanım tehdidiyle desteklenen sistemli eşitsizliklerin her daim eğri ve parçalanmış hayal gücü yapıları ortaya çıkardığını ve bu parçalı bölüklü yapıların bünyesinde ‘yabancılaş’tığımızı yazmıştı.

Bu yazıyı yazarken döviz kurları yükselmeye hızlanarak devam ediyordu, zam yağmuru kapıdaydı. Kim hangi gerçekliğe inanırsa inansın, gerçeklik orada… Bizim bütünleşik, birbiriyle etkileşimli hayal gücüne ihtiyacımız var. Düş gücü, insanın sonsuzca çoğul şeyleri üretebilmek için kendini ve başkalarını birbirlerine ast özneler olarak düş edebilmesiyle çalışır. İmkânsızı istemek, ama başkalarıyla olan bağlarımızı hatırlayarak ve umutsuzluğu reddederek mümkün olur. Bugün, her zamankinden daha artı gerçekçi hayallere ve birbirimize inanmaya ihtiyacımız var.

Yorum yapın