Lenin sonuç değil o bir neden

Vizyonda seyirciyle buluşacak ‘Sen Ben Lenin’in yönetmeni Tufan Taştan, “Gerçekte Lenin, bir netice yok neden oluyor filmdeki dayanışmaya. Hikâyemiz Lenin ile başlayıp Ahmet Abi ile son buluyor” diyor.

Lenin sonuç değil o bir neden

Murat Tırpan

Sovyetler Birliği döneminde 90’lı yılların başında denize atılan ve 2008 yılında Akçakoca sahilinde kıyıya vuran Lenin büstünün hikâyesinden uyarlanan ve Tufan Taştan’ın yönettiği Sen Ben Lenin bu cuma vizyona giriyor.

Barış Falay, Hasibe Eren, Nur Sürer, Serdar Orçin, Serkan Bariz gibi oyunculardan oluşan kadrosunda ayrıca ülkemiz sinemasının önemli yönetmenlerinin de küçük sürpriz rolleri var. Küçük bir bütçeyle kotarılan ve içinde bulunduğumuz ortamda birlikte direnmeye dair bir çağrı yapan film prodüksiyon süreciyle de yönetmeninin deyişiyle tam bir dayanışma filmi. Yönetmen Taştan ile filmi konuştuk.

Filmi ortaya çıkarırken gerçek bir hikâyeden yola çıktınız. Hem ondan ayrıca de vardığınız noktadan başlayalım mı?
Fazla uzakta gerçekle bir akrabalık ilişkimiz var gerçekten. Bizi harekete geçiren şey gerçeğin kendisi. Koca Lenin’in Sovyet kıyılarından denize atılan heykelinin Karadeniz’i aşarak Akçakoca’da kıyıya vurması ve belediyenin deposunda bekletilmesi bizi harekete geçirdi. Ardından sinemanın gücüyle eyleme geçerek heykeli kasaba meydanına diktirdik hatta üzerine birilerine çaldırıp bu filmi yazmaya başladık. Mesele her ne kadar Lenin gibi görünse de sahiden kasabanın geçmişinde yaşanan bir olaya dürüst ilerliyor. Bu durum da dolaylı olarak Lenin’in kendisiyle yok ama düşünceleriyle ilgili. Aslında Lenin, bir sonuç değil neden oluyor filmdeki dayanışmaya. Velhasıl hikâyemiz Lenin ile başlayıp Ahmet Abi ile son buluyor.

LENİN İLİŞKİLERİ DÜZLEMİNDE ÜÇGEN

Sen Ben Lenin isminde bir üçgen var. Benzeri sen, ben, Lenin üçü bir arada olmalıymış gibi… Lenin’siz ben ve sen bir yetkisiz sanırım.
Kuşkusuz. Bu üçgeni hem filmin dıştan; sen (izleyici), ben (yönetmen/yazan), Lenin (Lenin) olarak ayrıca de filmin kendi içinde birbirinden farklı şekillerde tanımlamaya çalıştık. Mesela; Meryem-Ümit-Lenin, İdil-Fikret-Lenin, Şinasi-Gül Başlıca-Lenin, Aziz-İffet-Lenin, Malik-Aksoy-Lenin, Ufuk-Erol-Lenin, Kasaba-Ahmet-Lenin vb. Her bir karakterin Lenin ile olan ilişikleri düzleminde birer üçgen oluşturduk. Bu üçgenler kendi içinde bir hikâyeyi tamamladığı gibi filmin bütününde anlatılan masalla da paralellik kuruyor.

Film aynı anda çoğu şey, bir polisiye, bir performans filmi, alışılmadık bir atmosferi var ve bununla birlikte da politik bir film. Kategorize etmek kolay değil gibi.
Bu saptamanıza katılıyorum. Ben de filmi kara espri, polisiye ve politik olarak tanımlıyorum. Birden fazla kategoriye dâhil oluyor lakin bunun bir seçim olduğunu düşünüyorum. Hikâyemizi açıklama yapmak için doğru olan yolları birleştirdiğimize inanıyorum. Mesele anlattığımız masalın seyirciye ulaşabilmesiydi. Sonuçta aslında yola meydana çıkan ve kendi gerçeğini yaratan bir masal anlatmaya çalıştık. Bu politik masalı kara mizahın verdiği güçle yoğurmak ve polisiyenin yarattığı merak unsuruyla harmanlamanın güçlendirdiğine inanıyorum.

lenin-sonuc-degil-o-bir-neden-946695-1.
Tufan Taştan

BAKANLIK BİTMİŞ FİLME BİLE TAKVIYE OLMADI

Filmin yapım koşulları hakkında da birazcık data verir misiniz? Çünkü birazcık da dayanışma ile ortaya çıkmış olan bir meslek bu…
Elbette. Biz de her sinemacı gibi senaryomuzla önce Kültür Bakanlığı’na başvurduk fakat doğal olarak yardim alamadık, alsak şaşırırdım zaten. Hatta post prodüksiyon desteği için de ikinci kez başvuruda bulunduk ancak Bakanlık bitmiş filme bile takviye olmadı. bu nedenle filmin anlattığı hikâye gibi üretim/prodüksiyonu da dayanışmayla çözeceğimize inandık ve neticede başardık. Sinema kolektif bir sanattır cümlesini bu filmde reel kıldık. Filmde yer alan tüm oyuncular ve ekibin bir kısmı gönüllü olarak bu projede yer aldı. Her Zaman birlikte bunu başaracağımıza inandık. Anlatmak istediğimiz hikâyeyi perdeye birlikte taşıdık.

Ödüller, yarışmalar bir yanlamasına böyle bir filme seyirci tepkisini nasıl buldunuz gösterdiğiniz yerlerde? Çünkü kendimce bu çok kayda değer…
Bence de! Sonuçta her şeyden önce izlenmesi için film yapıyoruz. Amacımız çok sayıda insana gelmek. O insanların hayatına/hayaline bir nebze de olsa dokunabilmek, gerisi lafügüzaf… Bugüne dek İstanbul, Adana ve Ankara’da seyirciyle buluştuk. Şenlik gösterimlerindeki karşılıklı nokta izleyicinin yoğun ilgisi ve filmi sahiplenmesiydi. Gösterilen salonların hiçbirinde manâsız koltuk olmadı. Seyircinin filme olan ilgisi bizi ilk önce fazla mutlu etti. Arkasından ise söyleşilerin hepsi heyecanlı ve hevesli geçti. Seyircinin film hakkında sorduğu sorular sahiden anlamlıydı. Filme dair yaptığı analizler, anlatmak istediğimiz hikâyenin karşılığını bulduğunu gösterdi. Bizim için en büyük ödül seyircinin alkışı oldu. Festivaller aralarında bir tek Adana Altın Koza’da bahşedilen Halk Jürisi Ödülü’nü almamız da bunun bir göstergesiydi. Var olsunlar.

Yorum yapın