Gönül sohbet ister

author

SEVİN OKYAY

[email protected]

2021.11.23 10:24

Sabah Bilge uğradı, beni Nevzat’lara arabasıyla oysa önümüzdeki hafta götürebilecekmiş. Oğlunun da dahil olduğu kısa film bu hafta da bitmemiş. Öyledir bu filmler, bitmezler bir türlü. Dışarılarda dolaşan, hatta karşı tarafa gidip gelen şaşılası insanlardan haberler de getirdi. bir de ufak kedicik, anahtarlık görevini yerine getiriyor. Derhal aldım, lakin çantama atmadım. Masanın üzerinde eve alışıyor.

Bugün derslik arkadaşlarım da buluşuyormuş, Dilek Pastanesi’nde. Selen aradı, tercüme durumumun çok dokunaklı olduğunu söyleyince, benden ümit olmadığına karar verdi. Defterden silmesin, yine arasın diye sıkı sıkı tembih ettim. Fiilen geçen hafta canıma yetecek değin dışarı çıkmıştım. Bu sayede hem postaneden e-devlet şifremi aldım, keza yeni kimlik için başvurdum, keza de aşı oldum.

***

Pandemi sırasında +65 olarak eza-cefaya uğradığımız için, Kadıköy çarşısına bile gidemez olmuştuk. Bir ara iki saatlik cadde iznimiz vardı. Halk ulaşımından da uzak tutulmuştuk. “Siz izin vermezseniz ben de hiç çıkmam,” diye mukabelede bulunmuştum. Bu “fare dağa küsmüş” hikâyesinin sonunda, evde oturmaktan gayetle memnun, iki adım atsan şikâyet eden kasların sahibi oldum. Dün bir arkadaşın dört tekerlek sağlaması baştan sona çıktığım ev alışverişi de bana ne yaparsam yapayım, mutlaka yakınımda oturacak yer olması gerektiğini hatırlattı. Zaten aşının gerisinde çok istediğim halde Vijay İyer konserine de gidemedim. Belli Ki, ciddi bir kayıp olmuş.

Ama iki yılı aşkın süredir hasret kaldığım ‘live’ konserler, film özel gösterimleri gözümde tütüyordu, hâlâ da tütüyor. Pandemi döneminde dijital destekle eksikleri kapatmaya çalışmıştık. Doğrusu bir anlamda kapattık da, hatta ben Mezzo, Mubi gibi cankurtaranlar doğruca fazla film izlemiş, konser dinlemiştim, uzakta uzağa. Yine de sinema salonunda, diğer insanlarla birlikte film izlemenin, konserlerdeki arkadaş buluşmalarının tadı diğer. giderken vazife icabı ve kardeş eşliğinde iki yerli film festivaline, Adana ve Antalya’veya gittim. Şikâyete de o kadar hakkım değil. Ne kadar baskı yürüdüğümden (yine de eskisinden birazcık daha iyiyim) yakındığım sinemacı arkadaşlar da link ile takviye oldu, şükür.

***

Yani, sözde konut insanı, ara sıra de konut kaçağı olarak kültür-sanat açısından iyi-fena nasibimi alıyor sayılırım. Lakin benim ana eksiğim, tamamen konut hapsinde olduğum dönemde kuşkusuz anladığım gibi kültür faaliyetlerinin kendilerinden fazla, dost muhabbetiymiş. Arabayla Bağdat Caddesi’nden geçerken, kafelerin durumunu gizliden yoklama ederdim. Kapalı mı, açık mı, gidip oturma imkânı var mı? bu vesileyle, eskiden fazla sevdiğim, sık sık gittiğim lakin talihsiz bir yangının ardından vedalaştığımız akarsu bahçemizi de anıp duruyordum. Bostancı istasyonunun yaklaşık olarak içindeydi. İddiasız, kendi halinde, iki dakika oturdunuz mu garsonun tepenize dikilmediği cinsten bir bahçeydi. Bana gündüzleri çay bahçesi olan, çocukluğumun ve birincil gençliğimin Beşiktaş’ındaki açık sinema bahçelerini hatırlatırdı biraz.

Yani bilinsin oysa dışında eksik çıkmamın nedeni, hastalık korkusu yok, kas mezalimi. Kendi mahallemde icap ettiğinde gene dışarı çıkıyorum lakin, şu sıralar ana ev çocuğu olma nedenim, tercüme teslim tarihlerinin bastırmış olması. Anladım ama, böyle yasaklı günlerde insana en ağır geleni, yüz yüze dost sohbetinden uzaktan kalmak… Gönül sohbet ister, kahve gerekçe! (Benimki nehir olsun.)

Yorum yapın