Bülent Arınç açık açık tehdit etti! ‘Beni fazla zorlamasınlar’… ‘Erdoğan bana sahip çıkmazsa…’

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a muhalefet etmemek gibi bir ‘içtihatta bulunduğunu’ da belirten eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, “Beni fazla zorlamasınlar. Çünkü içtihatlar ara sıra değişken” dedi. Arınç’ın FETÖ soruşturmalarıyla ilgili sözleri ise yeni bir tartışmanın fitilini ateşleyecek gibi görünüyor.

AK Parti’nin 4 başlıca kucusundan birisi olarak tanıdık eski Meclis Başkanı Bülent Arınç, son dönemde kendisine karşın eleytirilerin arkasında dobra dobra tehdit etti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için “Kardeş diyebildiğim insan bana sahip çıkmazsa gücenirim. Bunun helallik olarak bana dönmesini isterim” diyen Arınç, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde sorunlar olduğunu söyledi, Yargıda çok büyük sıkıntıların olduğunu dile getiren Arınç, cemaatlerin de denetlenmesi gerektiğini belirtti.

Erdoğan’a muhalefet etmeme gibi bir içtihadım var ma…

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a muhalefet etmemek gibi bir ‘içtihatta bulunduğunu’ da belirten Arınç, “Beni pozitif zorlamasınlar. Çünkü içtihatlar ara sıra değişebilir” dedi. Danışmanlarının FETÖ’cü çıktığına dair bir soruya Arınç, şöyle konuştu:

2016’nın başına değin FETÖ diye bir şey yoktu!

“Ben son dönemde Terörle Mücadele Yüksek Kurulu Başkanı’ydım, Ulusal Güvenlik Kurulu’yla (MGK) hükümet arasındaki ilişkilerden sorumluydum. 2016’nın başına dek daima MGK toplantılarına girdim. Hiçbirisinde ‘FETÖ terör örgütü’ ismiyle bir tehlikeden bahsedilmedi. MGK’nın gündemine girmeyen bir konuyu sokaktaki vatandaşın bilmesi nasıl olası olacak” biçiminde yanıt verdi.

Devlet Bahçeli bizim dışımızda bir insan, onunla hesaplaşırız

Kasım 2020’de Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’nın uzun tutukluluk sürelerini eleştirmesinin peşinde MHP lideri Devlet Bahçeli’nin sert eleştirilerine maksat olan ve Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu’ndan istifa eden Arınç, “Bahçeli geçmişten beri bizim dışımızda bir insan. O ne söylerse onunla diğer türlü hesaplaşırız zamanı, zemini geldiğinde” dedi. Arınç’la yapılan röportajın bir bölümü şöyle:

– Daha önce “2001’de partimizin başında Sayın Erdoğan olmasaydı kazanamazdık lakin o da biz olmasaydık bu değin enerjik olmazdı, yetkisiz kalırdı” demiştiniz.

– Çok içten.

Cumhurbaşkanı ailesinden başlayarak şu anki çevresini kendi oluşturdu

– Bugün Sayın Erdoğan’ın beceriksiz kaldığını düşünüyor musunuz?

– O kendi tercihidir. Çevresini o seçim ediyor, birlikte çalıştığı insanlara o karar veriyor. O insanların iyi, başarılı veya düşük kalite olup olmadıklarını ona sormak lazım. Ben onlar hakkında herhangi bir menfî, negatif beyanda bulunamam, saygısızlık olur. Lakin bunu tasa edinen insanlar için söylüyorum, kimse zor kullanarak birilerini Sayın Cumhurbaşkanımızın yanına getirmedi. Ailesinden başlayarak suya atılan taşın dalga dalga yayılması gibi, bu çevrenin tamamı Sayın Cumhurbaşkanımızın şahsen kendi arzusuyla olmuştur.

– 2002’de Sayın Erdoğan siyasi yasaklıydı. Bize “Siz iktidara gelseniz başbakanınız kim olacak?” diye soruyorlardı. O süre dedim oysa “Bizim gücümüz buradan geliyor, ben size 10 tane başbakan adayı ismi sayacağım. Abdullah Gül, Bülent Arınç, Cemil Çiçek, Abdüllatif Şener…” 10 ad saydım.

– Eşitler arasında birinci Tayyip Bey olmalıydı çünkü fazla mükemmel bir belediye başkanlığı yaptı. Cezaevinden çıkınca halk müziği kahramanı haline geldi. Fakat o olmadan biz seçime girdik. Çağırmak ama o olmasa bile AK Parti harikulade bir parti olarak geliyordu.

Bülent Arınç açık açık tehdit etti! 'Beni fazla zorlamasınlar'... 'Erdoğan bana sahip çıkmazsa...'

İlk kere açıklıyorum: 2016’nın başına dek devlete ait belgelerde FETÖ değil

– Sizin danışmanlarınızın Tebessüm Eden yapılanmasıyla bağlantılı olduklarına dair haberler çıktı. Bu özel bir tercih miydi?

– Türkiye’de bu olayı şöyle eleştirmek gerekli. Güler Yüzlü’in fazla tasvip edenleri, fazla hayranları olmuştur. Lakin hiçbirimiz onların bir gün bir darbe girişimine katılabileceğini bilmiyorduk. Belki ilk kez sizde söylemiş olacağım. Ben son dönemde Terörle Uğraş Yüksek Kurulu Başkanı’ydım, Ulusal Güvenlik Kurulu’yla (MGK) hükümet arasındaki ilişkilerden sorumluydum. 2016’nın başına değin daima MGK toplantılarına girdim. Hiçbirisinde ‘FETÖ terör örgütü’ ismiyle bir tehlikeden bahsedilmedi. MGK’nın gündemine girmeyen bir konuyu sokaktaki vatandaşın bilmesi nasıl olası olacak? Benim danışmanlarımın da birkaç adam başına yargılandı, bir adam başına mahkumiyet yedi.

– Örgütün ne boyutta olduğunu bilmiyordunuz lakin bu danışmanınızın örgütle iltisaklı olduğunu biliyor muydunuz?

Hiçbir şekilde bilmiyordum. Eğer birileri hoşnut olacaksa yemin edeyim, vallahi de billahi de tallahi de böyle bir örgütle ilişki içinde olduklarına dair bir emare görmedim.

– MGK gündemine gelmedi diyorsunuz lakin Gülümseyen yapılanmasına mensup bazı kişilerin TSK’ya girmiş olduklarını ve buna dair raporların yazıldığını fakat bir adım atılmadığını biliyoruz. Sayın Davutoğlu da söyledi bunları, o dönem başbakandı. Siz farklı bir şekilde geldiğini mi söylüyorsunuz?

– Sizin bahsettiğiniz karar 2004’te irticayla uğraş adıyla küskün bir karardı. O vakit Meclis Başkanı’ydım, meclis başkanları MGK’ya katılmaz. Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarıyla bunları ihraç ediyorlardı. Suçlar da namaz kıldığı saptandı, eşinin başında örtü var, gümüş yüzük takıyor diye suçlardı… Biz bunlara 20 sene evvelinden beri karşıydık. YAŞ kararlarıyla ihraç edilmiş insanların 2010 referandumuyla iade-i itibarını sağladık.

17-25 Aralık’tan sonradan bu yapıya ad saptamak için toplandık

– Benim bahsettiğim 17-25 Aralık 2013 sonrası gelen raporlar.

O raporlarda hiçbir şey yok. Şu var yalnızca, madem iddiamı ortaya koydum… 17-25 Aralık’ın azıcık öncesinden sonrasına dek bu yapıya ad belirlemek için toplandık. Koyduğumuz ad Paralel Devlet Yapılanması’ydı. Arkadan ‘legal görünümlü illegal yapılanma’ ismini taktık, bunda da FETÖ ismi yok. Bir vakıf, dernek olarak, cemaat olarak kurulmuşlar ama bir illegal yapıya dönüşmüşler.

Cemaatler için teftiş mekanizması getirilmeli

– Daha önce ‘dindar insanların Tebessüm Eden yapılanmasına hüsnüzan etmeleri normal’ demiştiniz, ‘karanlık yüzlerini göremedik onların’ dediniz. Şimdi de aynı şeyler söylüyorsunuz. Ama bugün de bambaşka İslamî eğilimleri olan vakıflar, tarikatlar, cemaatler var ve bunların bazılarının devlet içinde bir takım kurumlara girdiğine, hatta bazı bakanlıklarda güçlendiklerine dair haberler var. Bu böyle devam ederse yine benzer tehlikeyle karşı karşıya kalmaz mı Türkiye?

– Olabilir, kalabilir. Bu risk her zaman vardır. Çünkü cemaatler sosyolojik varlıklardır. Cemaatler dün de vardı, bugün de var, yarın da olacak. Diyanet İşleri Başkanlığı olsun, hükümet olsun, bunların cemaat vasfını kaybedip kaybetmediklerine bir yoklama mekanizması getirilmesi lüzumlu. Başıboş bırakıldıkları süre onlar da FETÖ örgütü gibi kadrolaşabilir, kendi insanlarını en yüksek noktalara getirebilir.

Fakat cemaatler, tarikatlar bir zamanlar de vardı. Rusya’da İslam’ın ayakta kalmasının, Balkanlarda Müslümanların sayıca hâlâ kuvvetli olmasının temelinde bu yapılanmalar vardır.

Türkiye’de de böyledir, siyasetçiler bunu bilirler. Bunları ziyaretlere giderler, bunların duasını alırlar. Bunlarla ilişki kurarlar, oy desteğine ihtiyaçları olduklarını düşünürler. Hiçbir siyasetçi bunun dışında değildir, açık söyleyeyim.

Bülent Arınç açık açık tehdit etti! 'Beni fazla zorlamasınlar'... 'Erdoğan bana sahip çıkmazsa...'

Kendilerini tarikat mensubu gibi gösteren soytarılar, sahtekârlar türedi

– Vaktinde Gülen yapılanması için de benzer şeyler söylendi.

– Ama ne var fakat son yıllarda kendilerini tarikat mensubu gibi bildiren soytarılar, sahtekârlar türedi. Diğer cemaatler oluşumu çıktı, bunların denetlenmesi lazım. Sırtına bir cübbe geçiren adam az kalsın her gün televizyonlarda olmamalı. Lakin ben gönülden Allah’a yan insanların ne dek memleket sever olduklarını şahitleriyim, sayıları eksik bile olsa bu insanlara itimat etmek lüzumlu. Kötülerinin de denetlenmesi, ayıklanması lüzumlu.

– Hangisinin kötü veya iyi olduğunun ayrımı nasıl yapılacak?

Cümbür Cemaat yapar. Allah us vermiş.

– Şunun için soruyorum, bunca sene baştan başa Gülümseyen yapılanması devletin içine girerken bunların görünmediği, Sayın Cumhurbaşkanı da dahil edinmek üzere üstteki düzeyden itiraf edildi, ‘kandırıldık’ denildi.

– İkisini birbirinden ayıralım. Bunların 15 Temmuz’dan veya 17-25 Aralık’tan önce kendilerine yakıştırılan önad ‘hizmet hareketi’ydi ve cemaat olmalarıydı. Lakin her alanda bir numara olmuşlardı. En soldan en sağa, en kırmızıdan en yeşile değin iki taraflı paydası demokrasi olan insanları bir araya getiriyorlardı. Bunun içerisinden 15 Temmuz’u nasıl düşüneceksiniz? Düşünsünler…

Yargıda çok büyük sıkıntılar var

– Buradan yargının egemen olmadığını düşündüğünüzü anlıyorum. Bıkkınlık var. Tam o kadar bir tespit yapmayayım fakat tamamiyle yargıda bıkkınlık var mı derseniz, var. Ayrıca de koskocoman bıkkınlık var. Bu sıkıntıların giderilmesi için Türkiye’de olur ya bir iklim değişikliğine, kavrayış değişikliğine ihtiyaç var. Sanıyorum bu da olacak çünkü herkesin adaletten beklentisi büyük. Beklenti büyük olunca, gereklilik büyük olunca bunun arkası gelir. Gecelerin en koyu zamanı, şafak vaktine en yakın olan zamanmış.

– AK Parti bir ‘özgürlükler partisi’ söylemiyle geldi ve bambaşka kesimlerden oy da aldı lakin bugün geldiğiniz noktada ciddi kopuşlar oldu. Bugün artık beş, altı sene önce kopmuş olan ve sessiz kalan isimlerden yüksek sesle eleştiriler de duymaya başladık. Ne oldu AK Parti’ye? Kırılma noktaları neydi

İlk geldiğimiz zamandan 2010 referandumuna değin, 2013’teki bir takım olayların başlamasına dek, ifade, teşebbüs, inanç ve zihin özgürlüğünden, us özgürlüğünden yanaydık. Biz hoş bir dönem yaşadık, son zamanlarda belki bazı geri gidişler var. 2011’de yüzde 50 oyu sadece AK Parti’nin çekirdeğinden almadık.

Şu Anda alabilir miyiz? Nasıl Olursa Olsun alamayız.

Acaba liyakata verilen tartma azaldığı için mi bu sorgulama zorlaştı? Başka bir röportajınızda siz söylemiştiniz, oğlunuza mezun olduktan daha sonra çoğu yerden müşavirlik teklifleri geldiğini fakat oğlunuzun kabul etmediğini anlatmıştınız. Buradan da anlıyoruz fakat siyasilerin yakınlarına bu teklifler geliyor.

Bu ciddi bir sorun. Lakin Türk siyasetinde bu eski bir gelenektir. 2002’den 2007’ye dek meclis başkanlığı yaptım. O süre meclise alınacak kadroların hepsi istisnai kadrolardı. Tüm dosyaları inceledim, personelin üçte biri milletvekillerinin, bakanların birinci, ikinci dereceden yakınlarıydı.

Şu Anda bu ehliyet ve liyakat konusunda çok büyük sıkıntılar konuşuluyor. Ben de şahidiyim. Bu istisnai kadrolar fazlasıyla çalıştırılıyor. Hatta turnike sistemine geçildi. Sizi alıp başka kadroya veriyor, sizin yerinize başka birini alıyor, onu diğer kadroya veriyor. KPSS’den 90 almış insan böyle bir şeye girmiyor fakat KPSS’de 50 puanı bile olmayan birisini istisnai kadrodan alıyor.

Bülent Arınç AK Parti’de kendini nerede konumlandırıyor

– Zamanında Yüksek İstişare Kurulu’ndayken (YİK) “Siyasi bir tayin beklemiyorum ama bir görev verilirse hayır demem, yaparım” demiştiniz. Bugün böyle bir öneri gelse ne dersiniz? AK Parti ile kendinizi nerede konumlandırıyorsunuz?

Şimdi öyle bir teklifin geleceğini düşünmüyorum. Lakin ben AK Parti’nin kurucusuyum, evin sahibiyim. AK Parti’de benden daha kıdemli insan yok. Ben bu partinin sac ayaklarından, kurucularından, esas taşlarından birisiyim. Buna kızanlar, kıskananlar, beni iftira atmak isteyenler çıkabilir. Güneş balçıkla sıvanmıyor.

Beni fazla zorlamasınlar içtihatlar değişken

Başımı AK Parti’den diğer bir partiye çevirmem. AK Parti’de olacağım, cumhurbaşkanımızın yanında, çevresinde olacağım. Ona aleyhinde hiçbir zaman muhalif olmayacağım diye bir içtihatta bulundum. Beni fazla zorlamasınlar. Çünkü içtihatlar ara sıra değişebilir.

Muhalefet olarak yok tenkit yaparak katkıda bulunmak istiyorum diyorsunuz ama son dönemde eleştiri yapan isimlerin bir şekilde sessizliğe döndürüldüğünü, sert tepki aldığını, sizin YİK’ten istifa etmek durumunda kaldığınızı gördük. İçeride kalarak eleştirmenin hâlâ yapıcı olduğunu, sonuç verdiğini düşünüyor musunuz şu lahza?

Sonucun ne olacağını ben tayin edemem. Ben kendime böyle bir misyon biçtim. Benimki muhalefet yok, eleştiridir. Muhalefet etmek isteyen arkadaşlarımız ayrıldı, partilerini kurdular. Bizim sözlerimiz kâr etmedi, biz mecburen ayrıldık dediler.

Eleştiririm fakat AK Parti’den ayrılmam

– Beni artı zorlamasınlar diyorsunuz, siz de o noktaya gelebilir misiniz?

Gelmem. Ben oradaki içtihadımı değiştiririm de böyle bir içtihat yapmam. Diğer bir parti ayarlamak ya da diğer bir partiye yeralma düşüncesinde değilim şu anda.

– Sayın Erdoğan’a AK Parti içerisinde muhalif elde etmek gibi bir düşünceniz olabilir mi?

Hayır, böyle bir düşüncem kesinlikle yok.

Erdoğan’dan gönlümü almasını bekliyorum

– Kısa bir zaman önce kırgın olduğunuzu söylemiştiniz. Daha önce de ayrı bir mevzuyla ilgili konuşurken “Gönül almak parti liderinin işidir” demiştiniz. Sayın Erdoğan’ın gönül almasını bekliyor musunuz sizden?

Biz ağabey-kardeş ilişkisi içindeyiz. Özelde bana ağabey diye hitap eder, biz Tayyip Bey diye ona hitap ederiz. Evet, eski arkadaşça günler şu anda yok lakin bu bizim özündeki beraberliğimizi değiştirmez.

Kuşkusuz bana aleyhinde söylenmiş sözlerden nedeniyle kendisinden bir helallik dilerim, beklerim. Bu fazla manâlı çünkü benim için.

Bahçeli bizim dışımızda, onunla diğer hesaplaşırız

Ben onu Bahçeli gibi görmüyorum, Bahçeli geçmişten beri bizim dışımızda bir insan. O ne söylerse onunla diğer türlü hesaplaşırız zamanı, zemini geldiğinde.

Fakat ağabey-kardeş ilişkisi içerisinde olan halk müziği birbirlerini kırmamalı, birbirlerine sırt çevirmemeli. Bir adam eşkıyaya sahip çıkarken benim kardeş diyebildiğim bir insan bana sahip çıkmazsa ben bundan gücenirim. Bunun da helallik olarak bana dönmesini isterim. Biz bunları kendi aramızda halledeceğiz inşallah. Bundan dolayı bir kırgınlığım kuşkusuz vardır ama bunu reddedecek noktada değiliz.

Benim de hatalarım olmuş olabilir. Bunu biz kendi mabeynimizde mutlaka çözeceğiz.

Cumhur İttifakı için eleştiri hakkımı şimdilik erteliyorum

– Sayın Bahçeli’den bahsetmişken, sizce MHP ile işbirliği AK Parti için bir can yeleği mi yoksa ağırlık mı?

Cumhur İttifakı konusunda Sayın Cumhurbaşkanımız çok iddialı. Bunun mezara değin devam edeceğini söylüyor ve bu beraberliği kimsenin bozmamasını istek ediyor. O yüzden tenkit hakkımı ben şimdilik erteliyorum. Zamanı gelir ya da gelmez lakin bugün bahs-i değerinde yok.

İttifaklar daima gözden geçirilebilir, tekrar tekrar kâr-zarar dengesi gözetilebilir. Statik değiliz biz, şartlar değişken. Bu değişen şartlar içerisinde iki taraf konuşup anlaşabilir, belki üçüncü partiye ihtiyaç duyulabilir, olur ya hiçbir partiye gereklilik duyulmayabilir. Bu MHP açısından da olur, bakarsınız ben tek başıma seçime gireceğim diyebilir.

Bugün tercih olsa ne olur, öngörünüz nedir?

Ben önümü göremiyorum, ufkum daraldı. Bir Zamanlar pencereden baktığım vakit 10 yıl, 20 yıl, 30 sene sonrasını görebiliyordum. Bugün göremiyorum.

– Sayın Karamollaoğlu’nun sözlerinden bahsettiniz siz de, görüşmeleri ardından “Durumun fena olduğunu söylüyorum fakat Sayın Erdoğan ‘hayır, muhalefet abartıyor, bence her şey dört dize diyor.’ açıklaması yaptı. Buna Sayın Erdoğan’dan bir yalanlama gelmedi. Sizce de halkın nabzını tutamama hâli, gerçeklikten kopuş var mı?

– Bunu ben bilmem. İkisinin arasındaki konuşmanın şahidi değilim. Ben kendi görebildiğim kadarıyla bunları söylüyorum. Herkesin her şeyi söylemesinden de tarafım ben. Yalnızca takdir yok fakat… Bizi iktidara getiren şey takdir yok ama, kimse bizi takdir etmedi. Biz manşetlerle savaşarak, dış dünyayla savaşarak geldik. Fakat biz onlara kendimizi anlattık. Biz Avrupa Birliği üyelerinden, ABD’den fazla yardım gördük.

Yani biz Batı’nın içindeyiz, Avrupa’nın bir üyesiyiz, öyle Şangay, Moskova filan değil. Bizim istikametimiz Batı’ya doğru. Doğudan batıya dürüst akıcı nehrin içindeyiz biz. Bu ışık, bu aydınlanma böyle geldi.

Birleşik Arap Emirlikleri Prensi’nin karşılanmasına eleştiri

Birleşik Arap Emirlikleri’nden 10 milyar dolar gelecek diye herkesi karşılıyoruz. Halbuki bu millet beş, altı seneden beri Türkiye’deki darbenin finansörü olarak anılmışlardı. Buradan dış politikadaki bir gerçeği görmemiz lazım: Sonsuz düşmanlıklar değil, baki dostluklar da yok, iki tarafın çıkarları var. Bu çıkarlar ne dek örtüşürse ilişkilerimizi böylece iyi götürmeliyiz.

Ekrem İmamoğlu Ahali İttifakı’nın müşterek adayı mı?

– 2019’da İstanbul seçimleri tekrarlanırken “Geleceğin cumhurbaşkanı adayını yaratıyorsunuz” demiştiniz Sayın Ekrem İmamoğlu için. Irk İttifakı’nın adayı İmamoğlu olabilir mi, sizin fikriniz nedir?
– Belirli olun bunu bilmiyorum, düşünmüyorum. Ben bizim adayımızın kazanması gerektiğini düşünüyorum. Bizim adayımızın kim olacağı konusunda yalnızca Bahçeli’nin söylediği var, “Bizim adayımız Erdoğan’dır” diyor. Fakat AK Parti cenahından ve şahsen Erdoğan’ın kendisinden “Ben namzet olacağım” diye bir laf gelmedi.

Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adayı olmama ihtimali var mı?

– Olmama ihtimali var mı sizce?

O açıdan demiyorum. Cumhur İttifakı iki parti ise Bahçeli kendi çıkarları açısından bizim adayımız budur dedi. AK Parti’nin sözcüsünden, AK Parti’nin genel başkanından, Cumhurbaşkanlığı sözcüsünden “Bizim de önümüzdeki seçimde adayımız Sayın Cumhurbaşkanı” dediğini duymadık.

Dememeleri dürüst zaten. Türkiye’de siyaset, Demirel’in tabiriyle 24 saatte bile değişebilecek bir metamorfoz içerisinde. 10 saatte 10 kez gündem değişir. Biz gündemi peşine düşüp takip etmekte zorlanıyoruz. Bir günde sabah 9.30’dan akşamüstü 15.30’a dek altı saatte dolar iki lira ansızın arttı.

Yani şunu anlatmak istiyorum, bugünden yarına bir karar vermemek gerekli. Sayın Cumhurbaşkanımız şüphesiz her tarafta aday olmayı düşünüyordur, gönlünden geçiriyordur. Fakat bunun zamanı şimdi değil. O doğrusunu yapıyor. Yarın bu açıklamayı yapar mı, yapmaz mı? Şartlara bakar, kendi imkanlarına bakar, dürüst olan nedir, buna bakar.

Bakın sadece BBC’ye söylüyorum, 2007’de cumhurbaşkanı adayımız kim olacak diye istişareye geldi. Ben dedim fakat “Siz beş senedir başbakansınız, çok başarılı oldunuz. Eğer gönlünüzden cumhurbaşkanlığını geçiriyorsanız hiç konuşmayalım, benim adayımsın, arkandayım” dedim. “Ben kendim düşünmüyorum” dedim. Bana cevabı şu oldu, “Ben istişare etmeye geldim, henüz karar vermedim.”

İstişaremizi yaptık, Abdullah Bey üzerinde karar verdik. 23 Nisan’da bu hitabe, 24 Nisan’da bu açıklamayı yaptı. Tayyip Bey bu konuları çok iyi düşünen, çok iyi hesaplayan bir insandır. Dolayısıyla önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimi ne vakit olacak, hangi şartlarda olacak, siyaset nasıl şekillenmiş olacak, buna karar vermesi için bugün fazla erken.

Şartlar değişirse Sayın Erdoğan’ın aday olmama ihtimalini görüyorsunuz siz bu durumda.

– Ben onu bilmem. Aday olacağı zamanı ya da adaylığını ilan edeceği zamanı veya bunun bütün tersini kendisi söyleyecektir. Ne vakit? İşte o vakit. Ben o zamanı bilmiyorum, o zamanı da kimsenin bilmesi mümkün değil.

Yorum yapın